1. Haberler
  2. Kültür Sanat
  3. Arguvan Türküleri ve Çamşıhı Ağzı

Arguvan Türküleri ve Çamşıhı Ağzı

Arguvan Türküleri ve Çamşıhı Ağzı
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Çamşıhı” adı ile ilgili olarak Mahmut Erdal’ın “Bir Ozanın Kaleminden” adlı kitabında şöyle bir efsaneye rastlıyoruz:

Karakesici Şemsettin adlı birisi eli kanlı, yol kesen biri imiş. Günün birinde insafa gelir “günahlarımdan nasıl arınırım” diye sorar soruşturur. “Hacı Bektaş Veli’nin yanına git, müşkülünü ona anlat” derler. Denizli’nin Germiyancık ilçesine bağlı Çamlık köyünden kalkar, yollara düşer, Sulucakarahöyükteki dergaha gelir, kapıda piri soracağı sırada ak sakallı birinin elinde kuru bir çam ağacıyla yerleri karıştırığını görür.

Pir, “Müşkülün nedir?” der, oda müşkülünü anlatır. Hacı Bektaş “Sen şu elimdeki kuru çam ağacına benzemişsin. Ne zaman ki bu ağaç yeşerirse, senin de günahların af olur. Var git geldiğin yere, aç doyur, yoksul giydir, hayır işle. Bir yol çatma bostan ek, gelene gidene yedir. Bu çam ağacını da bostanın belli bir yerinde toprağa göm, ne zaman ki bu kuru ağaç yeşerirse, bilesin ki günahların af oldu.”

Karakesici pirden destur ister. Memleketine gider, bostan eker, kuru çam ağacını da bostanın bir yerine diker. Yıllar geçer, çam ağacı bir türlü yeşermez. Bir gün bir atlı köyden şehre komşusunu gammazlamaya giderken Karakesici “gel bostan ye de öyle git” der. Adam yemek istemediğini belirtir ısrar eder, yine yemez. Karakesici “zaten bu ağcın yeşereceği yok, doksan dokuz idi yüz olsun” der ve tüfeğini ateşler, adamı vurur. Birde bakar ki kuru çam ağacı yeşermiş. Ağacı söker, yollara düşer, Hacı Bektaş’ın yanına varır. O da himmet eder, yıllarca dergaha hizmet eder.

Günler geçer, bir gün destur ister, memleketine döner, orada evlenir. Oğlu Mürsel Bali de dergaha gider. Hizmet eyler, Onun oğlu Hüseyin Abdal yetişir, himmet alınır, hırkası giydirilir. Dolaşa dolaşa Sivas’ın Divriği ilçesinin Höbek köyü yakınındaki Avşar köyüne varıp yerleşir. Orada evlenir, çocukları, torunları olur… Talipleri ve akrabaları yakın aralıklarla köyler kurarak çevre vadiye yerleşirler. Bu çevreye dedeleri Karakesici kuru çam ağacını yeşerttiğinden dolayı da “Çamşıhı” adı verildiği rivayet edilir.

Ozan Mahmut Erdal türkülerin/ağıtların yurdu sayılan Çamşıhı’da “her ağacın dibinden ot değil türkü, her kayanın dibinden su değil ağıt fışkırır” cümlesiyle Yemen Harbi yıllarının türkü/ağıt dağarcığını etkilemedeki rolünü dile getirir.

Çamşıhı’nı oluşturan dokuz köy, bir-iki mezranın birbirlerine yaya gidilirse on, on beş dakika çektiğini belirtmektedir. Dişbudak, Başveren, Eşke, Şahinler, Purönü, Gülveren Çamşıhı köylerindendir. Çamşıhı yöresinden Adana yöresine (Çukurova) pamuk işçiliğine gidildiğini belirtir.

Türkülerden/ağızlardan söz ederken Orta Anadolu’da da Arguvan ağzı-Çamşıhı ağzı diye adlandırıldığını söyler. Usta deyişlerinde “Deli derviş” denilen makamdan söz eder. “Çamşıhı’da eğilip yerden iki taşın alıp birbirine vurduğun zaman müzik oluşur, sevda türküleri oluşur. Bazen de hüzünlü ağıtlar oluşur”:

Ben de çıktım Başören’in gediğe
Bir elma yolladım yare hediye
Eğer senin gönlün bende var ise
Al bohçanı gidek köylü ne diye

Çamşıhı’da delikanlının birisi askerlik dönüşü Divriği’de Demir Çelik Madenine işe girer. Zorunlu olarak da Divriği’ye taşınır. Aralarında kavli karar ettikleri sevdalısı tutturur bir türkü:

Yüklemiş göçünü maden eline
Ne dedim sevdiğim dilim alına
Senin için düştüm elin diline
Kör ola gözlerin yardan ayrıldım

Öylemi de kara gözlüm öyle mi
Senin ile benim ahtım böyle mi
Gidem dedim suna boylum ağladı
Bir ah çekti ciğerimi dağladı

Bilmez misin dayanamam hasrete
Soyka maden yollarımı bağladı
Öyle mi de kara gözlüm öyle mi
Senin ile benim ahtım böyle mi

Mahmut Erdal, Şarkışla’nın Emlek köylerinin Çamşıhı’nın bir benzeri olduğu, saza söze çok meraklı olduklarını da belirtir. Aşık Ali İzzet’ten “Kader torbasına elim uzattım/Tecelli kağıdım karalı çıktı” Dizeleriyle başlayan türküyü örnek verir. Aşık Ali Metin, Ali Rıza Yalçın, M. Ali Karababa, Ali Ertekin, Mahmut Erdal, Feyzullah Çınar gibi ozanların Çamşıhı’dan çıktığını belirtir. 1957 yılında Ankara Radyosunda Muzaffer Sarısözen ve Yurttan Sesler’de şu türküyü okur:

Bir çift turna gördüm yolda yorulmuş
Avcı vurmuş kanatları kırılmış
Oda benim gibi yardan ayrılmış
Birde benim için ötün turnalar

Bir çift turna gördüm Dökme Dağında
O da geçti Çamşıhı’nın sağında
Öğlen üzeri kuşluk vaktinde
Bir de benim için ötün turnalar

Yama Dağları, Ayranca Dağları ve Göl Dağları arkası Sivas toprağı olup Çamşıhı türküleri bu bölgelerdeki köylere ait türkülerdir. Ozan Mahmut Erdal’ın anlatımlarına ve var olan bilgilerimize göre Arguvan-Çamşıhı yöreleri hem coğrafi yönden hem de kültürel-tarihsel yönden benzerlik taşır. Bu konu ile ilgili olarak şu değerlendirmeyi vermek istiyoruz:

Bir kaynakta Çamşıhı’dan söz edilirken “Sivas-Malatya arasında bulunan Divrik’e bağlı köy. Buraya bağlı mahalli ağız. Uzun hava tarzı ezgilerin okunuşunda özel bir tavır ve üslup gösterir. Malatya-Arguvan ağzı ile yakınlık arz eder.” açıklaması yapılmıştır.

Yıldızeli, Şarkışla, Kangal yöresindeki uzun havalarının da Çamşıhı ağzı özelliği taşıdığı görülmektedir. Yukarıdaki belirleme/tanımlama ile çelişki gösteren bu durum aynı kaynakta yer almaktadır. Ancak, bu bir gerçektir. Başka bir kaynakta, “Çamşıhı, bir kısım Divriği köylerine topluca verilen yöre adıdır.” tanımlaması yapılır. Şemsi Belli’nin deyimiyle, Arguvan türküleri Hekimhan üzerinden geçerek Sivas’a ulaşmıştır. Bunda da Arguvan yöresi dedelerinin ve ocakzadelerinin yöre ile ilişkileri sonucu taşımalar söz konusudur. Yine yörelerde yaşayan insanların kültürel kimlik ve tarihsel süreçteki birlikteliği bu ağızların birbirine yakın/iç içe olmasında büyük etkendir. Osmanlı’nın Akkoyunlular ve Safevilerle çatışmalarında Türkmenlerin büyük bir bölümü Osmanlıya soğuk durmuş; isyanlar çıkarmış, ayırımcılığa, zulme, haksızlığa karşı çıkma noktasında ozanlar yetişmiş ve bu ozanlarında büyük etkileri olmuştur. Özellikle de Sivas’ta çok sayıda halk ozanı yetişmiştir.

Arguvan ağzına en yakın/hatta benzer olan ağzı Çamşıhı ağzıdır. Gerek Arguvan, gerek Çamşıhı, gerek Barak ağzı türkülerde, Bozlaklarda; daha çok sevda, gurbet, ayrılık ve benzeri konular yer alır. Bölgelerin coğrafi konumu ve toplumsal yapısı bunu etkilemiş, toplumsal yan bir türkülerde motiflerle simgelerle biçimlenmiştir. Bu yönüyle ağızlarda toplumsal yan gizlidir diyebiliriz.

Sivas yöresinin Ankara’ya daha yakın oluşu, zengin ve okumuş insanların Ankara-İstanbul gibi şehirlerde daha çok bulunması Ahmet Kutsi Tecer, Aşık Veysel, Muzaffer Sarısözen, Ali İzzet gibi bu alanda etkinlik gösteren kişilerin olması da göz ardı edilmemelidir. Çamşıhı türkülerinin TRT repertuvarına girmesi Arguvan türkülerine göre daha erkendir. Bu nedenle türkülerin yayılması konusunda da Çamşıhı daha önce yer alır. İlk plaklarında yöre türkülerini okuyan Aşık Veysel’i, altmışlı yılların başında 12 yaşında plak yapan Ali Rıza Aslandoğan’ı bu konuda belirgin birer örnek olarak verebiliriz.

Çamşıhı türkülerinde anonimlik kendini pek belli etmez. Daha çok halk aşıklarının türkülerinin yer aldığı, bu aşıkların türkülerinin yöre ağzı ile icra edildiğini görüyoruz. Bu nedenle şiir bütünlüğü Arguvan türkülerine göre daha sağlamdır. Yörede yetişmiş halk aşıklarının başında Pir Sultan Abdal gelmektedir. Ayrıca Ruhsati, Veysel, Ali İzzet, Muhlis Akarsu, Ali Kızıltuğ, Abdullah Papur ve daha niceleri… Katmalar konusunda ise, Arguvan türküleri daha zengindir. Uzun soluklu katmanlarda yinelemeler oldukça boldur.

Pir Sultan Abdal Türküleri üzerine örnekler vermek istiyoruz:

“Şu yalan dünyaya geldim geleli/Özge elden özge yar bulamadım”,  “ Ben de şu dünyaya geldim geleli/Ağır çifte döner harmanım mı var”, “Ben de şu dünyaya geldim geleli/Emaneten bir don giymişse döndüm” dizeleriyle başlayan türkülerinin aynı ezgilerle yörede söylendiğini, Arguvan yöresinde de yaygın olduğunu görüyoruz. “Bana gül diyorlar/ Neme güleyim” dizesiyle başlayan ağıt türkü Arguvan yöresinde “Kör kader” türküsünün makamında söylenmektedir.

Arguvan yöresinde de “Sunam” adıyla bilinen “Sabahtan cemalin seyran eyledim/Gönüller perişan elinden turnam” dizeleriyle başlayan türkü de Pir Sultan Abdal’a aittir. “Çeke çeke ben bu dertten ölürüm” dizeleriyle başlayan deyiş uzun hava olarak da okunmaktadır. Yine; “Bize de Banaz’da Pir Sultan derler/Bizi de kem kişi bellemesinler” dizeleriyle başlayan deyişi de uzun hava olarak okunur.

Dr. Atınç Enmalar, serbest ritimli (usulsüz) uzun havalara değinirken Köksal Coşkun’un “THM Basılmamış Ders Notları” (İzmir, s. 90-92) adlı çalışmasından yararlandığı görülür. Coşkun, Arguvan havasının “Özellikle Arguvan ve Maraş’ın bazı kesimlerinde yaygın, Alevi Türkmenlerine özgü bir uzun hava türü” olduğunu belirtmektedir. Bu çalışmada Arguvan havaları ile Sivas’ın Çamşıhı ağzı uzun havalarının benzerlik gösterdiği yönündeki, “Kanımızca geçmişte cem ayinlerinin yönetmek için Arguvan’a giden Dedelerin Çamşıhı’dan olması ve ezgi yapılarını ve seslendirme tavırlarını etkileşimle taşımaları bu benzerliğe neden olmuştur” tespitinde olduğu gibi, Dr. Enmalar’ın aktardığı bölümde de eksiklik vardır. Ancak, K.COŞKUN’un Malatya’da 1987 yılında düzenlenen sempozyumda sunduğu bildiride etkileşimin Arguvan’dan Çamşıhı yöresine giden dedelerin etkilerinden söz etmiştir. Öncelikle, Arguvan ağzı uzan havaların doğrudan doğruya Alevilik ya da cem töreni ile ilgisi olmadığını, genç türküsü olarak nitelendirildiğini belirtmek isteriz. Oysa deyiş-duvazimamlar, halk arasına “içeri makamı”, “dede makamı” olarak adlandırılır ve Alevi-Bektaşi öğretisinin özünü yansıtır. Dedelerin Çamşıhı’dan Arguvan’a gelişleri konusuna gelince; Arguvan yöresinde Çamşıhılı dedeleri anımsayanlar hemen hemen yok gibi. Oysa, Arguvanlı-Hekimhanlı dedelerin Sivas, Tokat, Amasya, Çorum yöresine taliplerini (bağlılarını) ziyarete gitmeleri daha sık olduğu gibi bazı yörelerde halen cem yürütmektedirler. 1800’lü yıllarda Arguvan köylerinden Sivas yöresine göçlerin de bu etkileşimde önemli rol oynadığını söylemek yanlış olmaz. Bu nedenle etkileşimin karşılıklı, dedelik kurumunun Malatya ayağının daha güçlü olduğunu kabul etmek gerekir. Bütün bunlar, yakın bir kültür çevresinde bulunmanın doğal sonucudur.

Arguvan ile Çamşıhı arasında Hekimhan türkülerine de değinmek gerek. Deyiş-duvaz imamlar konusunda Hekimhan’ın Ballıkaya köyü önemli bir yer tutar. Arguvan yöresinde dede/aşık olarak hemen her yerde bulunmuş olan Vayloğ Dede, Aşık Yusuf Başaran ve İmam Dede (Şahin), aynı zamanda Sivas’ın da birçok köyünde bulunmuşlardır. Sivas yöresi deyişleri ile Hekimhan-Arguvan yöresi deyişlerinin ortak oluşunda dede/aşıkların önemli rolü vardır. Hacılar köyünden Kemal Keskin, yıllar öncesinde yöre türkülerini TRT’de seslendirmiş, plaklara okumuştur. Aşık Vahap Alkan ve oğlu Behlül Alkan’ın Arguvan-Çamşıhı-Hekimhan türkülerinin yaygınlaşmasındaki etkileri de unutulmamalıdır. Diğer yandan Alvar-Bicir-Başören yöresi türküleri de Çamşıhı-Hekimhan yöresi ağzının özelliklerini taşımaktadır. Yine, Malatya’da daha çok Arguvan yöresinde elek, kalbur vb. satarak geçimlerini sağlayan yörede Elekçi adıyla anılan topluluk içinden çıkan bazı aşıklar da Arguvan-Çamşıhı etkileşmesinde önemli rol oynamışlardır. Bunlardan Aşık Yoksuli adıyla bilinen Tevabil TEMUROĞLU (1944-1984), “Arapgir’dir kazam Ulaşlı köyüm/Divriği unutmam akrabam soyum” diyerek bulunduğu konumu dile getirir. Sivaslı aşık Abdullah PAPUR ile yakın dost olan Yoksuli’nin Sivas ve türküleri ile bağı ölene kadar kesilmemiştir. Kendi türkülerini de özellikle Arguvan ve Çamşıhı ağzı ile seslendirmiştir. Özetle Arguvan-Çamşıhı etkileşimini aynı kültür çevresinde, aynı coğrafyada yakın bir komşu olmanın ortaya çıkardığı doğal bir durum olarak değerlendirmek gerekir.

Kaynak site: www.turkudostlari.net

Arguvan Türküleri ve Çamşıhı Ağzı
Yorum Yap