Herkesin adını mutlaka duyduğu ve genellikle kapatılmasının yanlış olduğunu düşündüğü bir eğitim kurumu; Köy Enstitüleri.

Birçoğumuz, Köy Enstitülerinin ne olduğunu hâlihazırda biliyor olsak da, bu kurumların tanımını net bir şekilde yaparak konuya sağlam bir temel atalım.

Köy Enstitüleri Nedir?

Köy enstitüleri, 1940 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç tarafından kurulmuş, gelecek vizyonu taşıyan eğitim kurumlarıydı. Öncelikli olarak, tarıma elverişli bölgelerde kurulan bu kurumlar, yerel halka modern bilimin ışığında eğitim vererek ülkenin sosyal yapısını dengelemeyi hedeflemekteydi. Köy Enstitülerine giden öğretmenler, yerel halka okuma yazma öğrettiği gibi; tarım, el işi, sanat, iş birliği gibi birçok alanda eğitimler de veriyordu. Proje, esasında bir halkı en temelden eğiterek çağa uygun bireyler yetiştirmek maksadını taşıyordu.

Yakın zamana kadar, bu eğitim kurumlarının içinden gelmiş onlarca bilim insanı ve siyasetçi Türkiye Cumhuriyeti’nde çok özel görevlerde yer almış ve ülkemizin vizyonunu geleceğe yöneltmiştir.

Köy Enstitüleri yalnızca eğitimle ilgili değil, az evvel bahsettiğimiz üzere; sosyolojik konularda da oldukça etkili bir rol üstleniyordu. Taşra ve köylerdeki yerel halkın modern eğitime erişmesinin imkânsız olduğu günlerde, onları modern eğitimle tanıştırarak sınıfsal ayrımı asgari seviyeye indiriyor, köyden kente göçlerde yaşanan başta kültür erozyonu olmak üzere demografik problemlerin önüne geçmeyi hedefliyordu. Nitekim az evvel verdiğimiz örnekte de görüldüğü üzere, bu misyonunu büyük oranda gerçekleştirmiştir de.

Peki, her şey bu kadar iyiyken neden kapatıldı bu kurumlar?

Maalesef dönemin siyasi çıkar ve beklentileri ile çeliştiği öne sürülerek Köy Enstitülerinin faaliyetlerine 1954 yılında son verildi.

Köy Enstitüleri ile yerel halkın bilinçlenmesi ve “birey” olarak haklarını öğrenmesi, mecliste bulunan feodalizm kökenli düşünceye sahip kimselerin hoşuna gitmemişti. O dönemde toprak ağalığı hala yaygın bir durumdu ve çoğu kurmayın bu kişilerle bağlantısı da vardı.

Tüm bunlara ek olarak, dünya genelinde yayılan Komünizm dalgası, SSCB’nin sınır komşusu olan Türkiye’de de hissedilmeye başlanmıştı. Zaten Köy Enstitülerinin karşısında duran siyasi kurmayların, Köy Enstitülerindeki eğitimin komünist ideoloji temelli olduğunu savunması ve mecliste bu lehte birlik sağlaması sebebiyle; önce bu kurumun yöneticileri yıpratıldı, sonra da yönetici değişiklikleri yapılarak faaliyetlerine son verildi. 

Ya kapatılmasaydı? 

Köy Enstitüleri hakkında düşünür ve konuşurken hepimizin aklına gelen bir soru bu. “Ya kapatılmasaydı?” Elbette ki “kesinlikle şöyle olurdu” diye beylik laflar etmek doğru olmaz. Fakat bazı tahminler yapmak mümkün.  

Öncelikle 1950’lerde başlayan ve devam eden köyden kente doğru yaşanan tek yönlü göçün yoğunluğu bu seviyelerde olmazdı. Eğitimli halk, kırsalda eğitim başta olmak üzere kendi kendisine yeten sosyal ve tarımsal bir düzen oluşturabilirdi.  

Buna ek olarak; enstitülerde kazanılan modern ve bilinçli tarım ile üreticinin emeği zayii olmaz, asgari gayret ile azami verim alınırdı.  

Bunlar, tek seferde aklımıza gelen ihtimaller. Dönemin yapısı ve fırsatlara olan açlığını düşündüğümüzde, belki de tahminlerimizin ötesinde bir ivme ile bugünlerimize ışık tutacak atılımlar yaşanabilirdi.  

Bugün yapılacak şey ise

Geçmişimizdeki bu deneyimlerden ders almak ve geleceğimize daha “akıllı” şekilde yön vermek olacaktır.

Eğitimle ilgili daha farklı fikirleri tanımak ve kendi fikirlerini bizimle paylaşmak istersen app.biakil.com adresinde bekliyor olacağız.

Ayrıca eğitim ve sistem hakkında tartışacağımız “Eğitim Sistemi Neden Değişmeli?” isimli temasa da linke tıklayarak katılabilirsin.

app.biakil.com/temas/bi-temas-egitim-sistemi-neden-degismeli

Bunun gibi daha fazla yazı için Bi’akıl’ın Mecra sayfasını ziyaret edebilirsin https://www.biakil.com/mecra/